Since 1999

Trusted News & Reviews

26

years

best of british theatre

Official tickets

Pick your seats

Since 1999

Trusted News & Reviews

26

years

best of british theatre

Official tickets

Pick your seats

  • Since 1999

    Trusted News & Reviews

  • 26

    years

    best of british theatre

  • Official tickets

  • Pick your seats

HABERLER

ELEŞTİRİ: Bryony Kimmings, I'm A Phoenix Bitch – Edinburgh Fringe ✭✭✭✭✭

Yayınlanma tarihi:

Yazan:

paul-davies

Share

Paul T Davies, Edinburgh Fringe kapsamında sahnelenen Bryony Kimmings oyunu I'm A Phoenix Bitch'i değerlendiriyor.

Bryony Kimmings. Fotoğraf: Tristram Kenton Bryony Kimmings: I'm A Phoenix Bitch! Edinburgh Festival Fringe

10 Ağustos 2019

5 Yıldız

Bilet Al

2016 yılı Bryony Kimmings için kelimenin tam anlamıyla her şeyin yerle bir olduğu bir seneydi. Oğlu Frank çok ağır bir hastalığa yakalandı, çocuğun babasıyla olan ilişkisi hüsranla bitti, doğum sonrası sinir krizleri ve psikotik ataklar geçirdi; hatta boğulmaktan son anda kurtuldu. Küllerinden doğan bir anka kuşu gibi, on yıl aradan sonra ilk tek kişilik performansıyla karşımızda. Böylesine sarsıcı, ham bir dürüstlüğün; böylesine güçlü, estetik ve yürek burkan bir tiyatro eserine dönüştüğüne nadiren tanık olursunuz. Oyuna başlamadan önce yaptığı açıklamada şu an güvende olduğunu, performansın kontrollü ilerlediğini ve kendisini destekleyen bir sistemin kurulu olduğunu vurgulaması beni çok rahatlattı. David Curtis-Ring'in muazzam dekor tasarımı ve Will Duke'un projeksiyon çalışmaları eşliğinde, travmalarının yaşandığı ana dönmek için psikoterapideki "geri sarma" (rewinding) tekniğini kullanıyor.

Kullandığı teknikler tiyatral açıdan tek kelimeyle kusursuz. Sahneye 2015 öncesindeki Bryony olarak çıkıyor ancak artık o kişi olmadığını biliyoruz. Geçirdiği beyin nöbetleri nedeniyle belki de hiç konuşamayacak olan oğlu Frank'e, 18 yaşına geldiğinde dinlemesi için diktafona mesajlar kaydediyor. Oyun boyunca, içindeki eleştirel dış sese engel olamıyor ve bu anlarda bir erkek sesiyle konuşuyor. Tom Parkinson'un imzasını taşıyan müzikler, Tim'i hayatında tutmaya karar verdiği o neşeli kahvaltı şarkısından final sekansına kadar her aşamada ona eşlik ediyor. Bazı bölümlerde sinematografik bir hava hakim; korku filmlerine, melodramlara ve B-tipi filmlere çok etkileyici göndermelerde bulunuyor.

Klişe olacak belki ama bu tam anlamıyla duygusal bir hız treni. Bu olağanüstü kadın, yaşadığı travmaların izlerini hayatta kalma arzusu ve sevgi dolu, ilham verici bir gösteriye dönüştürmeyi başarmış. Aynı zamanda harika bir özeleştiri yeteneğine sahip ve kapalı gişe oynayan salondaki izleyicilerle anında bağ kuruyor. "Güçlüyüm" mantrasını tekrarlayarak travmalarının en derin anlarında ağırlık kaldırıyor. Tek dileği olan Frank'in sesini duyma arzusu ise inanılmaz derecede duygulandırıcı. Umuyorum ki bu süreç ona iyi geliyordur, çünkü seyirciden gelen sevgi ve destek elle tutulur düzeydeydi. Olağanüstü bir tiyatro deneyimi, kesinlikle kaçırılmamalı.

Bu haberi paylaşın:

Bu haberi paylaşın:

Get the best of British theatre straight to your inbox

Be first to the best tickets, exclusive offers, and the latest West End news.

You can unsubscribe at any time. Privacy policy

FOLLOW US