HABERLER
ELEŞTİRİ: The Dresser, Duke Of York's Theatre ✭✭✭✭✭
Yayınlanma tarihi:
Yazan:
Matthew Lunn
Share
The Dresser'da Reece Shearsmith ve Ken Stott. Fotoğraf: Hugo Glendinning The Dresser Duke of York’s Theatre 13 Ekim 2016
5 yıldız
Hemen Bilet Al The Dresser, Richard Eyre’ın büyük beğeni toplayan uyarlamasının ekranlarımıza gelmesinden bir yıldan kısa bir süre sonra West End'e dönerek son dönemde adeta bir rönesans yaşıyor. Karşımızda çıtası oldukça yüksek bir iş var; Sir Ian McKellen ve Sir Anthony Hopkins ikilisinin bu rolleri gelecek nesiller için mühürlemesinin ardından kıyaslanma korkusu yaşanabilir, ancak bu endişeler yersiz. Sean Foley’nin yeni prodüksiyonu; Ken Stott ve Reece Shearsmith'in görkemli performansları ve gerçekten mükemmel yardımcı oyuncu kadrosuyla tam anlamıyla harika. İkinci Dünya Savaşı'nın ortasında, taşra turnesindeki bir King Lear yapımının (çoğunlukla) kulisinde geçen The Dresser, oyuna adını veren giydirici Norman (Reece Shearsmith) ile topluluğun oyuncu-yöneticisi olan 'Sir' (Ken Stott) arasındaki ilişkiyi inceliyor. Her iki adam da birbirine tamamen bağımlı; Norman, 'Sir'i performanslarına hazırlamanın ve aralarındaki o mahrem rutinin verdiği tatminle yaşıyor. Öte yandan hafızası zayıflayan Sir, repliklerini ve hatta bazen o gece hangi oyunu oynayacağını hatırlatması için Norman'a muhtaç. Sir’ün hayat arkadaşı ve prodüksiyonun Cordelia'sı olan 'Her Ladyship' (Harriet Thorpe), Sir'in sağlığı için mesleği bırakması konusunda ısrarcı olsa da, tiyatro onun can damarı. Norman ise tek bir amaç uğruna, Sir’i sahneye çıkarmak için kendini adamış durumda ve biz izleyiciler feci bir sonun yaklaşmasından korkuyoruz.
The Dresser'da Reece Shearsmith. Fotoğraf: Hugo Glendinning Kimileri için bir aktörün sahneye çıkmadan önceki hazırlığına tanık olma düşüncesi, sanki onlar sahneye adım atmadan önce yoklarmışçasına gizli bir tele dokunabilir. Bu anlatı, The Dresser'da bütünüyle yıkılıyor; Sir’in huzursuz ve oldukça gergin dönüşümünün her aşamasına şahit oluyoruz. Sahneye ayyaş kılığında, yüzü kızarmış, saçları dağılmış bir halde geliyor ve dakikalarca ağlıyor. "Dünyayı kafasında taşıdığını" söylüyor ve sonra gizlice içki içecek olan Norman'a bağırıp çağırıyor. Genç aktris Irene (Phoebe Sparrow) ile utanmadan flört ediyor, yanlış oyun için makyaj yapıyor. Hepsi son derece hüzünlü, ancak bir o kadar da dokunaklı ve çoğu zaman müthiş komik.
The Dresser'da Ken Stott. Fotoğraf: Hugo Glendinning
Stott tek kelimeyle muazzam; gülünç derecede benmerkezci ama onurlu, hem nezaket hem de karmaşık bir bilgelik sergileyebiliyor. Kendi içine hapsolmuşluğuna rağmen 'Her Ladyship'e olan şefkati, yılların getirdiği sevgiyi yansıtıyor. Stott’un mükemmel Harriet Thorpe ile yakaladığı kimya, Sir Ronald Harwood’un program notlarında bahsettiği o ikilemi çok güzel örnekliyor: Oyuncu-yöneticiler kağıt üzerinde bireysellikleriyle gurur duyarken, içten içe kendilerini destekleyenlere olan borçlarını kabul ederler. Buradaki trajedi, Sir’in her şeyden çok kendisini ve sanatını sevmesi, yetileri zayıflamaya başlarken bile mükemmelliğin peşinden gitmesidir.
Norman, 'Sir'den aşağı kalır bir trajik figür değil. Kendisi hakkında dürüstçe konuşmaya dayanamayan büyük bir anlatıcı, hüsranını Sir’in oyuncu arkadaşlarından çıkaran empatik bir karakter. Sean Foley, Norman’ı Sir’ün Lear’ına karşı bir 'Soytarı' olarak tanımlıyor; onu "ikna etmesine ve o geceki performansa hazırlamasına" izin verilen tek kişi o. Ancak Sir’in Norman’a karşı tutumu –ona bir sırdaş gibi davranıp aynı zamanda utanmadan bir ayak işçisi muamelesi yapması– etkisini göstermeye başlıyor. Soytarı'nın aksine Norman kelimenin tam anlamıyla ortadan kaybolmuyor; bunun yerine kendi içine çekiliyor ve içkiye sığınıyor.
The Dresser'da Harriet Thorpe ve Ken Stott. Fotoğraf: Hugo Glendinning
Sempatik ama bir o kadar da rahatsız edici performansların ustası olan Shearsmith, Norman’ın enerjisini ve titizliğini kendine has bir ustalıkla aktarıyor. Bu aynı zamanda, baskılanmışlık ve tatminsizlik yükü altında batan bir adamın derinlemesine ve etkileyici bir incelemesi. Shearsmith, başkası üzerinden yaşanan bir hayatın dikişlerini ustalıkla söküyor. Oyun ilerledikçe Norman’ın, Sir’in ona düşündüğünden çok daha az değer verdiğini fark edişindeki o kademeli ve yürek burkan sürece tanık oluyoruz. Sir’in 'Her Ladyship'e olan nevi şahsına münhasır sevgisi, Irene’e olan ilgisi ve hatta dünya yorgunu sahne amiri Madge (Selina Cadell) ile olan köklü dostluğu, Norman'ın katkısını gölgede bırakıyor gibi görünüyor. Oyunun başlığı, neredeyse hiç görülmemekten korkan bir adama odaklanmasıyla gerçekten büyüleyici.
Komediden trajediye geçişler, Selina Cadell’in pragmatik ve sinik Madge’inden Phoebe Sparrow’un saf bir şevke sahip Irene’ine kadar The Dresser'ın güçlü yardımcı kadrosu tarafından ustalıkla destekleniyor. Öte yandan, Adam Jackson-Smith hırslı ve kibirli aktör Oxenby rolünde harikayken, Simon Rouse’un canlandırdığı Geoffrey Thornton performansı tam bir keyif. Komik derecede kararsız bir Soytarı olmasının yanı sıra, bir aktör olarak kaderine dair yaptığı konuşma ve daha iyi roller için duyduğu yeni tutku son derece dokunaklı. Ancak en büyük övgü, sanki her an çökecekmiş gibi duran ama muazzam bir içsel güce sahip olan 'Her Ladyship' rolündeki Harriet Thorpe’a gitmeli. Bir bakışla veya bir iç çekişle yılların hayal kırıklığını ve yorgunluğunu anlatan, aynı zamanda duyarlılığının ve cesaretinin henüz tamamen yitip gitmediğini gösteren, zengin ve ince işlenmiş bir performans. Sean Foley’nin The Dresser yorumu tek kelimeyle olağanüstü. Ken Stott ve Reece Shearsmith, 'Sir' ve Norman rollerinde rakipsiz; yardımcı kadro ve özellikle Harriet Thorpe’un 'Her Ladyship' yorumu ise gerçekten mükemmel. Sadece Sir Ronald Harwood’un harika metninin hakkını vermekle kalmayan, aynı zamanda kendisinden önceki başarılı yapımların mirasını da onurlandıran, düşündürücü, eğlenceli ve dokunaklı bir eser.
DUKE OF YORK'S THEATRE'DA THE DRESSER İÇİN BİLET ALIN
Get the best of British theatre straight to your inbox
Be first to the best tickets, exclusive offers, and the latest West End news.
You can unsubscribe at any time. Privacy policy