HABERLER
ELEŞTİRİ: One Night In Miami, Donmar Warehouse ✭✭✭✭
Yayınlanma tarihi:
Yazan:
paul-davies
Share
David Ajala (Jim Brown), Sope Dirisu (Cassius Clay) ve Arinzé Kene (Sam Cooke). Fotoğraf: Johan Persson One Night In Miami...
Donmar Warehouse
13 Ekim 2016
4 Yıldız
Yıl 1964; Cassius Clay'in dünya ağır sıklet şampiyonluğunu kazandığı gece. O geceyi, o dönemden bugüne müzik dünyasında dev bir etki bırakan Sam Cooke, sinema kariyerine başlamak üzere olan futbol yıldızı Jim Brown ve yakında Müslüman Kardeşler'den ayrılacak olan Malcolm X ile bir motel odasında geçirir. Ertesi sabah Clay, ismini Muhammed Ali olarak değiştireceğini duyuracaktır. Olağanüstü bir gece olduğu aşikâr ve yazar Kemp Powers, bu efsanelerin aralarındaki konuşmaları hayal ederek onları ete kemiğe bürünmüş, gerçek karakterler gibi hissettirme konusunda harika bir iş çıkarıyor.
Bir bakıma maç, otel odasında devam ediyor. Bir köşede, sisteme dışarıdan karşı koyan, otoriteler ve hatta Müslüman Kardeşler tarafından çoktan tehlikeli biri olarak yaftalanmış Malcolm X var. Karşısındaki köşede ise, sistemin içinde kalarak müziğini daha geniş kitlelere ulaştırabileceğini savunan Sam Cooke oturuyor; telif haklarına sahip olduğu için hem kendisi hem de diğer siyahi besteciler için para kazananın kendisi olduğunu savunuyor. Malcolm X ise Cooke'un sesini beyaz dinleyiciler için yumuşattığını ileri sürerek onu kışkırtıyor; ona Dylan'dan 'Blowing in the Wind' şarkısını dinleterek bu parçayı Cooke'un yazmış olması gerektiğini söylüyor. Diğerlerinin bilmediği ise, Cooke'un o efsanevi ve hala güncelliğini koruyan klasiği 'A Change is Gonna Come'ı kaydettiği ama henüz piyasaya sürmediğidir.
Dwane Walcott (Kareem), Francois Battiste (Malcolm X) ve Josh Williams (Jamaal). Fotoğraf: Johan Persson
Londra'daki mükemmel topluluk performanslarının (Arcola'da Kenny Morgan, Park'ta The Boys in the Band) sahne aldığı bu sonbaharda, bu kadro da o seçkin gruptaki yerini alıyor. Sope Dirisu, Sonny Liston karşısındaki zaferinin verdiği özgüvenle, Clay'in havasını mükemmel şekilde yansıtıyor; enerjisiyle göz kamaştıran efsanevi "Ali dansı" (Ali shuffle) ile 22 yaşındaki bir gencin saflığını ve filizlenen siyasi kimliğini ustalıkla sergiliyor. Jim Brown rolündeki David Ajala, sesi ve hayat verdiği karakterle baskın bir varlık göstererek, etrafında dönen siyasi tartışmalara hazırcevap bir karşı duruş sergiliyor. Francois Battiste sakin, tutkulu, öfkeli ve kararlı bir Malcolm X portresi çiziyor. Dış dünyanın ona ve genel olarak siyahi erkeklere bakışının farkında; diğerlerinin onunla aynı aktivizm düzeyine ulaşamaması onu hayal kırıklığına uğratıyor — Malcolm X'in hayatının diğer genç adamlardan daha farklı ve daha bilge bir evresinde olduğu gerçeği çok güzel aktarılmış. Ancak gecenin asıl yıldızı Sam Cooke rolüyle Arinze Kene; yürek burkan, derinlikli ve katmanlı bir performans sergiliyor. İki muazzam sahnede şarkılarıyla kulaklarımızda adeta Cooke'a dönüşüyor; birinde 'You Send Me'nin gospel versiyonunu canlandırarak Donmar seyircisini içine çekiyor ve soul müziğin ruhunu canlandırıyor. Diğerinde ise, oyunun sonuna doğru, sahnenin üzerinde siyahi insanlara yönelik şiddet görüntülerinin ve protesto montajlarının eşliğinde 'A Change is Gonna Come'ın o eşsiz akapella versiyonunu seslendiriyor. "Siyahilerin Hayatı Önemlidir" (Black Lives Matter) gerçeğini ve o değişimin hala gelmediğini hatırlamamıza gerek yok, ancak bu duygu yüklü yorum oyunu bambaşka bir seviyeye taşıyor.
Sope Dirisu (Cassius Clay) ve David Ajala (Jim Brown). Fotoğraf: Johan Persson
Bu dört adam, otel odasının dışındaki o ağır bağnazlıktan azade değiller; ırk, iktidar ve hatta ten rengi tonları üzerine tartışıp kavga ediyorlar. Geleneksel bir yapıya sahip olan eserde Powers, karakterleri zaten bilmeleri gereken şeyler üzerine konuşturuyor; bu durum, izleyiciyi hem bilgilendirmek hem de eğlendirmek zorunda olan senaryolarda sıkça rastlanan ve bazen diyalogların doğallığını zedeleyen bir problem. Ancak yazar, her bir adamın kusurlarını örtmeye çalışmamış ve Kwame Kwei-Armah'ın hassas yönetimi, çatışma ve iç gözlem ritimlerini ustalıkla takip etmiş. Sahnede dört güçlü figür varken oyun testosteron patlamasına dönüşebilirdi. Ancak senaryonun güzelliği burada; ırkçılığa tavizsiz bakışıyla sarsıcı darbeler indirirken, bir yandan da nazikçe başınızı çevirip hala süregelen o mücadeleye ve değişimin MUTLAKA gelmesi gerektiğine bakmanızı sağlıyor. Kendi tarihlerinin eşiğinde dans eden adamlar bunlar; ve bizim onların tarihlerini (ikisinin şiddet kurbanı olduğunu) biliyor oluşumuz oyunu son derece dokunaklı kılıyor. Tiyatroda geçirilen, son derece tatmin duygusu yüksek bir akşam.
3 Aralık 2016'ya kadar
DONMAR WAREHOUSE'DAKİ ONE NIGHT IN MIAMI İÇİN BİLET ALIN
Get the best of British theatre straight to your inbox
Be first to the best tickets, exclusive offers, and the latest West End news.
You can unsubscribe at any time. Privacy policy