Since 1999

Trusted News & Reviews

26

years

best of british theatre

Official tickets

Pick your seats

Since 1999

Trusted News & Reviews

26

years

best of british theatre

Official tickets

Pick your seats

  • Since 1999

    Trusted News & Reviews

  • 26

    years

    best of british theatre

  • Official tickets

  • Pick your seats

HABERLER

ELEŞTİRİ: The Dreaming, Union Theatre ✭✭✭

Yayınlanma tarihi:

Yazan:

Stephen Collins

Share

The Dreaming Union Theatre 6 Eylül 2014 3 Yıldız

Manzarayı gözünüzde canlandırın. Zengin, yemyeşil ve bereketli bir orman; renklerin ve kokuların her adımda etrafa yayıldığı çiçeklerle bezeli, hafiften sararmaya başlamış patikalar; meyvelerle dolu ağaçlar, sarmaşıklar, kozalaklar ve yapraklar; gölgelerin dans ettiği bir tepe; ay ışığında parıldayan bir göl ve kadim bir pagan yaşamından geriye kalan bir taş çemberi. Birinci Dünya Savaşı'nın hemen öncesindeki o son yaz; ay ışığının her köşeye sızıp dönüştürdüğü bu ormanda masumiyetin, ağırbaşlılığın, geleneğin ve şıklığın hâkim olduğu; uzun eteklerin ve üç parçalı takımların her yerde olduğu o nostaljik atmosfer.

Burası ihtimallerle dolu, duyusal, görkemli, olgun ve gizemli bir yer. Sihrin her an gerçekleşebileceği bir mekân.

Görüntü zihninizde canlandı mı?

Güzel, çünkü burası Howard Goodall ve Charles Hart'ın Shakespeare'in 'Bir Yaz Gecesi Rüyası'ndan uyarladıkları muhteşem müzikal 'The Dreaming'in seti. Eser, Paul Clarkson'ın yönetimi, David Griffiths'in müzik direktörlüğü, Helen Rymer'ın koreografisi ve Kingsley Hall'un dekor ve kostüm tasarımıyla şimdi Union Theatre'da yeniden hayat buluyor.

Bu görüntüyü zihninizde tutmanız özellikle önemli, zira bu prodüksiyonda böylesine güzel bir müzikal için o atmosferin doğru yer olduğuna dair en ufak bir emare bile yok. Bu gerçekten büyük bir hayal kırıklığı.

Hall, önceki yapımlarda harika bir tasarım zekâsı sergilemişti ancak bu sefer sınıfta kalmış. Kahverengi ve bej ağırlıklı bir renk paleti, anlatıyı ve notaları düzgünce çerçeveleyecek o coşkulu doğal güzelliği yansıtmakta maalesef çok yetersiz. Asıl merak konusu ise, tüm seyircilerin görüş alanındaki o geniş oyun alanının neden küçük orkestraya ayrıldığı. Orkestra orada olacaksa bile, önünde neden bir orman havası yaratılmadığı veya genç aşıkların uyuyakaldığı yapraklar ve çiçeklerle bezeli göl kenarı hissinin neden verilmediği anlaşılır gibi değil.

Daha da kötüsü, mekân öyle tuhaf düzenlenmiş ki oyuncuların seyirci arasından sahneye girmesi imkânsız hale gelmiş. Union gibi esnek bir sahnede, oyuncuların koltukların arkasında anlamsızca koşuşturması çok garip duruyor. Mistik figürlerin sürekli seyirci arasından belirmesi gibi harika bir fırsatın tepilmiş olması üzücü.

Bir müzikal tasarımının ve sahneleme konseptinin, eserin dokusuna ve müzikalitesine bu kadar aykırı düşmesi nadir görülen bir durum ama maalesef burada olan tam olarak bu.

En şaşırtıcı olan ise, bu prodüksiyon hatalarına rağmen eserin kendi gücünün —hem metin hem de müzik açısından— yönetmenlik ve tasarım kararlarını önemsiz kılacak kadar kuvvetli olması.

Hart, Shakespeare'in ana öyküsünü uyarlarken harika bir iş çıkarmış. Kırsal malikane hayatı, sınıfsal hiyerarşi, kızının kaçmasıyla öfkelenen bir babanın ahlaki tepkisi ve burada köylü zanaatkarların yerini alan gençlerin gürültülü neşesi iliklerimize kadar hissediliyor. Şarkı sözleri akıcı, hayat dolu ve merak uyandırıcı; hiçbir zaman baygın veya sıradan bir hal almıyor. Peri halkının olduğu sahnelerde duyusallık ve tutku ön plandayken, komedi bölümlerinde gerçek bir eğlence havası var.

Gerçekten de Hart’ın buradaki işçiliği fevkalade.

Hart'ın bu başarısı, Goodall’ı da etkilemiş olmalı ki bestelerdeki melodiler, armoniler ve polifonik yapılar tek kelimeyle enfes. Müzik, özellikle ikinci perdede tutku, neşe ve ifade dolu. Hareketli parçalar, düşündüren şarkılar, koro bölümleri ve merak uyandıran baladlar birbirini izliyor. Elbette aşk şarkıları da var; ama bunlar vıcık vıcık olanlardan değil, hikâyeyi derinleştiren ve atmosferi güçlendiren türden.

Griffiths, orkestranın oyunculara iyi destek vermesini sağlıyor ancak bu zengin notaların tam teşekküllü bir yaylı ve üflemeli müzisyen grubuna ihtiyaç duyduğu bir gerçek. O zaman Goodall'ın bu karmaşık ve zengin müziği gerçek bir işitsel şölene dönüşebilirdi.

Bu eser başlangıçta National Youth Music Theatre için sipariş edilmişti, bu yüzden tüm rollerin genç oyuncular tarafından canlandırılması gayet doğal. Ancak her yaştan bir oyuncu kadrosu ve eseri tamamlayan bir bütçeyle bu müzikal gerçekten dünya çapında bir başarı yakalayabilir. National Theatre'ın 'The Light Princess' gibi bir projeye milyonlar döküp bu eseri değerlendirmemesi büyük bir muamma. Eğer bu yapıma 'Matilda'ya gösterilen ilgi ve özen gösterilseydi, küresel bir fenomen olurdu.

Kadronun çoğu oldukça yetenekli ve çiçeği burnunda drama okulu mezunları. Bu genellemenin dışındaki asıl isim ise Michael Chance; titiz ama iyi niyetli Peter Quince (Vicar) rolünde kesinlikle harika.

Bir de Christopher Hancock var; Oberon’u andıran Angel rolünde uzun boyu, erkeksi duruşu, güçlü sesi ve tam dozundaki tekinsiz havasıyla mükemmel. Sylvia’yı oynayan muhteşem Christina Harris ile olan sahneleri cinsel enerji ve güç savaşıyla dolu. Öte yandan Jack/Puck (Simone Murphy’nin başarılı yorumuyla) ile olan sahnelerinde ise oldukça oyuncu. Hancock, gelecekte adını sıkça duyacağımız bir isim.

Diğer başarılı isimler arasında; ter döken enerjik cin ve saf Bob rolünde Alex Green, göründüğü her anı aydınlatan sevimli Grubb rolünde David Breed, gizemli peri Aphra rolünde Christina Harris ve her yönüyle müthiş bir performans sergileyen, sesi ve enerjisiyle Bottom/Cheek rolünde Michael Burgen yer alıyor.

Dört aşığın kimyasının tutmamasında çok fazla bağırma, aşırı oyunculuk ve komedi zamanlamasındaki eksiklikler göze çarpıyor; ancak bu durum oyuncuların yeteneğinden ziyade Clarkson’ın yönetiminden kaynaklanıyor gibi. Joshua Tonks, David rolünde sadece kaba ve bağıran bir tipleme çiziyor; Alastair Hill, Alexander rolünde elinde elmasıyla karikatürize bir inek gibi; Holly Julier sevimli olsa da Charlotte rolünde yeterince büyüleyici değil; Rachel Flynn ise Jennifer rolünde hem vokal hem de dramatik olarak karakterin ağırlığının altında kalıyor.

Flynn dışındaki herkesin rollerini aslında başarıyla canlandırabileceği belli, ancak burada ince bir sıcaklık ve sevgi yerine daha kaba ve bariz tercihler yapılmış olması üzücü.

Topluluğun geri kalanı oldukça yetkin, özellikle kalabalık sayıların vokal performansları muazzam. Rymer’ın koreografisi genel olarak etkili ve bazen de olağanüstü; tüm ekip bu koreografiyi yetenekle sergiliyor.

Bu yapımda beğenilecek çok şey var; tek ihtiyacı olan daha sağduyulu bir yönetmenlik. Metin ve müzik birinci sınıf, hafızalarda yer edecek performanslar mevcut. Bu prodüksiyon, tüm kusurlarına rağmen Goodall ve Hart iş birliğinin gücünü kanıtlamaya yetiyor.

The Dreaming hakkında daha fazla bilgi için Union Theatre web sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Bu haberi paylaşın:

Bu haberi paylaşın:

Get the best of British theatre straight to your inbox

Be first to the best tickets, exclusive offers, and the latest West End news.

You can unsubscribe at any time. Privacy policy

FOLLOW US