Since 1999

Trusted News & Reviews

26

years

best of british theatre

Official tickets

Pick your seats

Since 1999

Trusted News & Reviews

26

years

best of british theatre

Official tickets

Pick your seats

  • Since 1999

    Trusted News & Reviews

  • 26

    years

    best of british theatre

  • Official tickets

  • Pick your seats

HABERLER

ELEŞTİRİ: The Two Worlds Of Charlie F, Richmond Theatre ✭✭✭✭

Yayınlanma tarihi:

Yazan:

Stephen Collins

Share

The Two Worlds of Charlie F

Richmond Theatre, şimdi Birleşik Krallık turnesinde

19 Mart 2014

4 Yıldız

Savaş üzerine, savaşın doğruları ve yanlışları, tüm detayları ve sonuçları üzerine bugüne kadar pek çok oyun yazıldı. Konuyu ele alma biçimiyle bazı oyunlar diğerlerinden daha az başarılı olsa da, Blackwatch seçkin bir birliğin parçası olarak askerlik hayatının iliğine kadar işleyen son büyük eserdi.

Richmond Theatre'da şu an sahnelenen oyun ise, Stephen Rayne'in yönettiği ve Owen Sheers'ın Afganistan'da görev yapmış askerlerin gerçek hayat hikayelerinden esinlenerek kaleme aldığı yeni eseri The Two Worlds of Charlie F.

Bu, savaşı anlatan bir oyun değil. Bu, askerleri; yani çeşitli sebeplerle ülkeleri için orduya katılan, uzak diyarlara gidip savaşan ve sonra o anılarla, deneyimlerle ve kimi zaman hayatlarını sonsuza dek değiştiren yaralarla yaşamak zorunda kalan o erkek ve kadınları anlatan bir oyun.

Sürükleyici, sıra dışı ve ufuk açıcı bir eser bu. Kadronun yarısından fazlasının profesyonel oyuncu olmayıp, aksine kendi deneyimlerini yeniden yaşayan, hayatlarını paylaşan ve kabuk bağlamış yaralarını gözler önüne seren gazi askerlerden oluştuğunu bildiğinizde etkisi daha da artıyor. Amaçları; savaş bölgelerinde görev yapmamış insanları aydınlatmak, eğitmek ve yer yer eğlendirirken üniforma sonsuza dek çıkarıldığında hayatın nasıl bir şeye dönüştüğünü göstermek.

Burada ne bir duygusallık sömürüsü var ne de ucuz bir sempati arayışı. Aksine, performanslardaki dürüstlüğün o sertliği kimi zaman dayanılması güç bir hal alıyor; ancak bütünsel olarak bakıldığında eser, sıradan insan ruhunun gücüne ve mizah yeteneğine dair harika bir kanıt niteliğinde.

Oyun sarsıcı bir başlangıç yapıyor: Yaralı bir asker acı, kafa karışıklığı ve korku içinde çığlık atıyor; aslında bir sahra hastanesinde olmasına rağmen düşman eline düştüğünden emin. Sahne gergin, şiddetli ve inanılmaz derecede dokunaklı. Hele ki aylar sonrasına geçtiğimizde, bacağını sonsuza dek kaybetmiş olan askeri iyileşme yolunda gördüğümüzde bu duygu daha da pekişiyor. Cassidy Little tarafından muhteşem bir doğallıkla canlandırılan bu karakter, oyuna adını veren Charlie F'ten başkası değil. Onun klasik eğitim almış bir oyuncu olmadığını asla anlamazsınız.

Seyirci olarak Charlie'nin orduya katılışından, çatışmada bacağını kaybettikten sonra alışmak zorunda kaldığı ve tutunmaya çalıştığı o yeni hayatla barışma sürecine kadar olan yolculuğuna eşlik ediyoruz. Rahatsız edici ve yüzleştirici bir yolculuk bu; ama aynı zamanda mizah, metanet ve umut dolu. Büyük bir öfke ve dehşet dalgası da var kuşkusuz, ancak asla sahte bir tona kaçmıyor veya bir melodram ya da farsa dönüşmüyor.

Sahnede pek çok olağanüstü an ve performans mevcut. Bazıları zihnimde sonsuza dek yer edecek türden.

Stewart Hill, Binbaşı Thomas'ı kusursuz bir lider ve uzaklardaki ailesine özlem duyan bir koca olarak büyük bir hassasiyet ve sükunetle canlandırıyor. Sonra öğreniyorsunuz ki gerçek hayatta beyninin bir kısmı çatışmada hasar görmüş ve "yürütücü" işlevini, yani temelde üretken düşünme yetisini kaybetmiş. Yine de orada, yürek burkan bir yoğunlukla kusursuz bir performans sergiliyor.

İki bacağını da kaybetmiş olan Dan Shaw, Er Leroy Jenkins rolünde tam anlamıyla bir keşif. Bacaklarını kaybedişini ve tıbbi yardıma ulaşma sürecini anlattığı sahne, tiyatroda gördüğüm en güçlü anlardan biriydi. Karakterin her duygusuna hakim: Charlie ile bacak güdüklerini kıyasladıkları an hem gerçekten komik hem de çarpıcı bir gerçekçiliğe sahip.

Eğitimli oyunculardan ikisi, Owen Oldroyd ve Tom Coley, saf gücün başka bir çıplak anına imza atıyorlar. Coley, sadece özel bölgeleri korumak için tasarlanmış "patlama şortuna" kadar soyunurken, Oldroyd metodik ve duygusuz bir şekilde bir el yapımı patlayıcıya (IED) bastığında bir askerin ne tür yaralar alabileceğini Coley'nin vücudunda işaretleyerek gösteriyor. Gösterinin sonunda Coley'nin vücudu her yerinde lekeler olan bir Pro Hart tablosuna dönmüştü. Coley'nin dilsiz korku ve kabulleniş karışımıyla, Oldroyd'un soğukkanlı eminliği sahneyi gerçekten sarsıcı kılıyor.

Gareth Crabbe, Tomos Eames ve Darren Swift de mükemmel iş çıkarıyorlar. Coley oyun boyunca etkileyici; "Pembe Sis" (Pink Mist) üzerine yaptığı konuşma hem ürpertici hem de büyüleyiciydi. Bu başarılı performanslar sayesinde askerlik hayatının neye benzediğine dair net bir bakış açısı kazanılıyor.

Kadro daki kadınlardan da sansasyonel bir çalışma geliyor; her biri birden fazla rolü net ve harika bir şekilde canlandırıyor. Zayıf halka yoktu ama ben özellikle Miriam Cooper ve Teri Ann Bobb-Baxter'ı çok etkileyici buldum.

En önemlisi de, eğitimli oyuncuların becerisinin bir kanıtı olarak herkesin birbirine ne kadar kusursuz uyum sağladığı. Kimin gerçek hayatta savaştığını, kimin sadece rol yaptığını kestirmek imkansız. Özellikle Oldroyd, bu birliktelik duygusunu yansıtmada çok başarılı ki bu, eserin başarısı için hayati önem taşıyor.

Cephe hattındaki askerlerin emeğini hafife almak çok kolay ama bu performanslar bunun ne kadar yanlış ve bencilce olduğunu size açıkça gösteriyor.

Rayne oyunu büyük bir kararlılıkla yönetmiş; tüm parça hem rahatsız edici hem sürükleyici, hem sürükleyici hem de hayat dolu. Anthony Lamble'ın sade tasarımı çok etkili, Lily Phillips'in koreografisi ise eseri mükemmel bir şekilde tamamlayıp güçlendiriyor.

Jason Carr harika müziklere imza atmış. Bu erkeksi teatral eserin içine ustalıkla örülmüş sade, neredeyse saf melodiler gerilimi azaltmaya, birlik duygusunu pekiştirmeye ve "İlaç" (Medication) şarkısında olduğu gibi metindeki dehşeti dengelemeye yardımcı oluyor. Ancak "yeniden yaşamak" (re-living) üzerine bestesi gerçekten unutulmazdı. Oyunun üzerinde durduğu iki temel meseleyi harika özetliyor: Eski askerlerin yaşadıkları acıları zihinlerinde tekrar tekrar yaşama biçimleri ve üniformasız yaşamayı nasıl yeniden öğrenmek zorunda kaldıkları. Büyüleyiciydi.

İnsanlar bana sık sık neden bu kadar çok tiyatroya gittiğimi soruyorlar, sanki bu bir delilik belirtisiymiş gibi. Belki de öyledir ama cevabım basit: Çünkü arada bir bu yeni oyun gibi tiyatronun değerini, gücünü ve önemini kanıtlayan, dünyaya bakış açınızı genişleten bir şeyle karşılaşıyorsunuz.

Bu eser, National Theatre'ın kesinlikle vitrinine koyması gereken türden. Hayati, önemli yeni bir metin ve yetenekli oyuncular. Sorulması gereken soru şu: National Theatre neden bu gerçek hazineyi desteklemiyor?

Bu haberi paylaşın:

Bu haberi paylaşın:

Get the best of British theatre straight to your inbox

Be first to the best tickets, exclusive offers, and the latest West End news.

You can unsubscribe at any time. Privacy policy

FOLLOW US