HABERLER
GEÇMİŞE BAKIŞ: Jack Archer
Yayınlanma tarihi:
Yazan:
Sarah Day
Share
Geçmişe Yolculuk Perşembeleri'nde bu hafta, Original Theatre Company'nin dijital yapımı The Haunting Of Alice Bowles'da rol alan Jack Archer ile birlikteyiz.
1) Çocukken sahne aldığın ilk oyun neydi ve seni tiyatro dünyasına iten ne oldu?
Gerçekten hatırladığım ilk oyun, Puck karakterini canlandırdığım Bir Yaz Gecesi Rüyası'ydı. İzleyicilerin piknik yaparak izlediği bir açık hava prodüksiyonuydu; çıplak ayakla etrafta koşturduğumu, insanların yemeklerini aşırdığımı ve genel olarak yaramazlık yaptığımı hatırlıyorum. Söylediklerimin yarısını bile anladığımdan emin değilim ama harika vakit geçirmiştim!
2) Sektördeki herkes için işler çok değişti. 'The Haunting of Alice Bowles' oyununun seçme ve prova sürecinden bahseder misin? Evet, herkes için son derece stresli bir dönem oldu ama sektörün her şeye rağmen nasıl direnç gösterdiğini görmek gerçekten umut verici. Original Theatre Company bunun müthiş bir örneği; ilk kapanma nedeniyle iki oyunları iptal edilmişti ancak hiç duraksamadan Birdsong'un çevrimiçi versiyonunu hazırladılar ve o zamandan beri harika dijital oyunlar üretmeye devam ediyorlar. The Haunting of Alice Bowles bu formattaki dördüncü online oyunları, bu yüzden süreç benim için oldukça akıcı ilerledi. Philip'in metnini okuduktan sonra kendi kaydettiğim bir video (self-tape) ile seçmelere katıldım. Kapanma öncesi birkaç sosyal mesafeli görüşme dışında tüm provalar ve teknik hazırlıklar evlerimizden Zoom üzerinden yapıldı.
3) Çevrimiçi çalışırken ne gibi zorluklarla karşılaştın ve bunları nasıl aştın?
Herkesin aslında tek kişilik bir ekip gibi çalıştığı bir ortamda herkesi aynı noktada buluşturmak gerçekten büyük bir başarı. Green screenler, ışık düzenekleri, mikrofonlar derken işin içine giren çok fazla teknik detay var. Bazen çok iyi bir çekimin kareyi yanlış ayarlamam ya da internet bağlantısındaki bir sorun nedeniyle kullanılamaz hale gelmesi zorlayıcı olabiliyor. Kamerayı tutan başka biri olmadan imkansız görünecek çekim tekniklerini nasıl başaracağımız konusunda çok yaratıcı olmamız gerekti; ama her zaman bir çözüm buluyoruz. Sinema yapım sürecinin bu kadar çok aşamasında yer almak ve bu denli harika sonuçları görmek çok tatmin edici.
4) Bu pandemi süreci boyunca yaratıcılığını ve konsantrasyonunu nasıl korudun?
Kesinlikle zordu. Yaratıcı olmak için bu kadar çok vaktin varken motivasyon veya ilham bulamadığında insan üzerinde büyük bir baskı hissediyor, bu da ciddi bir suçluluk duygusuna yol açabiliyor. Ancak zaman geçtikçe ve oyunculuk işlerinin kısıtlı olduğu dönemlerde kendimi yönetmeyi öğrendikçe bu durumun iyileştiğini düşünüyorum. Öte yandan, daha çok izledim, daha çok okudum. Ayrıca toplumsal değişim ve gerçek eşitlik için verilen önemli mücadelelere tanık olduk; bu yüzden bu dönemin 'boşa gitmiş' gibi hissettirmemesi rahatlatıcı.
5) ITV'nin popüler dizisi The Bay'in yeni sezonunda yer aldığını duyduk. Ekran önünde çalışmak tiyatrodan ne kadar farklı ve bir tercihin var mı?
Süreçler farklı ama iş performansa geldiğinde bence her ikisi de aynı şeyin farklı ses seviyeleri gibi. Ekran oyunculuğunun diğer oyuncularla kurmaya izin verdiği o yakınlığı seviyorum; sahnelerin her zaman provası yapılmıyor, bu bazen ürkütücü olabiliyor ama o kendiliğindenlikten çok heyecan verici işler çıkıyor. Ayrıca farklı mekanlarda çekim yapmak harika bir deneyim. Tiyatroya gelince, sanırım o canlı enerjinin, seyirci önünde rol arkadaşlarınla paslaşmanın ve karakterin hikayesini başından sonuna kadar tek seferde yaşamanın yerini hiçbir şey tutamaz. The Haunting of Alice Bowles garip bir şekilde ikisini harmanladığı için çok ilginç bir deneyim oldu. Canlı değil ama evde o dünyayı yaratmanın getirdiği kısıtlamalar, sizi hayal gücünüzü tıpkı sahnedeymiş gibi kullanmaya zorluyor.
6) Bize sahnedeki en iyi veya en komik anılarından birini anlatır mısın?
Okulda The Secret Diary of Adrian Mole oyunundaydım ve sonlara doğru Adrian'ın hoşlandığı kız olan Pandora ile bir sahnem vardı. Odasına girdiğim ve onun da bana katıldığı bir sahneydi; ancak o kostüm değişimini mi yetiştiremedi ne olduysa artık, sahnede yaklaşık 4 dakika boyunca (ki bana bir ömür gibi geldi) tamamen tek başıma kaldım. 'PANDORA?!' diye seslenişlerimin gitgide daha çaresiz bir hal aldığını ve sonunda pes edip oturup yüksek sesle bir şiir yazdığımı hatırlıyorum!
7) Kulisinde her zaman bulabileceğimiz üç şey nedir? Şans getiren eşyalar, sahne öncesi destekçiler veya özel atıştırmalıklar gibi...
Kulaklık, Coke Zero ve Squashies (ekşi elmalı yumuşak şekerleme).
8) Son zamanlarda okuduğun en favori oyun hangisi?
Geçen yıl arkadaşım Aoife'nin The Bunker Theatre'da sahnelediği Ava Wong Davies'in 'I will still be whole (when you rip me in half)' oyununu tekrar okudum. Birbirinden kopuk bir anne ve kızın hikayesini monologlarla anlatan ve sonunda bir araya geldikleri bir sahneyle biten harika bir eser. (İzlediğim yapım da bir o kadar muazzamdı).
9) Hayatın bir oyun olsaydı adı ne olurdu ve neden?
The Imp (Yaramaz Cin). Nedenini söyleyemem.
10) Hem 2020 hem de yaklaşan 2021 mezunlarına ne gibi tavsiyelerin olur?
Sektöre çok zor bir zamanda giriyorlar ve zaten yokuş yukarı olan bu yolda karşılaştıkları ek zorluklar nedeniyle onlar için gerçekten üzülüyorum. Sanırım aldığım en iyi tavsiye 'kendi şeridinde kalmak' oldu; etrafındaki başkalarının neler yaptığına bakıp dikkati dağıtmamaya çalışmak çok önemli. Bu kariyerde hepimizin farklı zamanlarda iniş ve çıkışları olur. Yetenek ve sıkı çalışma fark yaratsa da işin içinde çok büyük bir şans faktörü var ve bu insanlara farklı zamanlarda güler. Etrafınızı harika arkadaşlarla doldurun ve mutlaka başka hobiler, ilgi alanları edinin; çünkü dikkat dağıtıcı başka bir şey olmayınca oyunculuk işine saplanıp kalmak çok kolay olabiliyor (en azından benim için öyle!)
Get the best of British theatre straight to your inbox
Be first to the best tickets, exclusive offers, and the latest West End news.
You can unsubscribe at any time. Privacy policy