Since 1999

Trusted News & Reviews

26

years

best of british theatre

Official tickets

Pick your seats

Since 1999

Trusted News & Reviews

26

years

best of british theatre

Official tickets

Pick your seats

  • Since 1999

    Trusted News & Reviews

  • 26

    years

    best of british theatre

  • Official tickets

  • Pick your seats

HABERLER

ELEŞTİRİ: Hello/Goodbye, Hampstead Theatre ✭✭

Yayınlanma tarihi:

Yazan:

Stephen Collins

Share

Hello/Goodbye'da Miranda Raison ve Shaun Evans. Fotoğraf: Manuel Harlan Hello/Goodbye

Hampstead Theatre

3 Şubat 2015

2 Yıldız

Sanat Yönetmeni Edward Hall, Hampstead Theatre Ana Sahne'de sergilenen Hello/Goodbye oyununun program notlarında şöyle diyor: "Peter Souter'ın Hello/Goodbye'ı onun ilk oyunu; zekice kurgulanmış çağdaş bir romantik komedi ve bir nevi günümüzün Private Lives (Özel Hayatlar) uyarlaması." Oyun, daha önce sahnelendiği alt katta "izleyicilerin birbirine tavsiyesi üzerine %97 doluluk oranına" ulaşınca üst sahneye taşınmıştı.

Burada hızlıca üç noktaya değinmek gerekiyor.

Birincisi, esprili bir meslektaşımın da belirttiği gibi, modern bir Private Lives zaten mevcuttur ve o da Private Lives'ın kendisidir. İkincisi, Hello/Goodbye pek çok şey olabilir ama romantik komedi bunlardan biri değil.

Üçüncüsü, bu oyun için o "inanılmaz kulaktan kulağa övgüleri" yayanların gerçekten oturup bir düşünmesi gerek.

Souter'ın eserindeki temel sorun, bunun aslında bir tiyatro oyunu olmaması. Daha ziyade iki uzun skece dönüştürülmüş bir TV dramedisi kesitine benziyor. Televizyonun yarattığı o yoğun yakınlık hissine bel bağlıyor; bu belki Hampstead Downstairs gibi küçük, samimi bir mekanda bir nebze karşılık bulabilirdi. Belki.

Kabul etmek gerekir ki çıkış noktası ilginç: Bir çiftin tanıştığı ilk saati ve birlikteliklerinin son saatini incelemek. Bunun BBC3, Channel 4 veya ITV2 kuşağında altı farklı çifti konu alan altı bölümlük ilgi çekici bir dizi olabileceğini hemen görebiliyorsunuz. Aynı şekilde, iyi bir radyo tiyatrosu da olabilirdi.

Souter'ın televizyon ve radyo yazarlığı geçmişi burada kendini fazlasıyla belli ediyor. Birinci perdede bir süre yaptığım gibi gözlerinizi kapatıp diyalogları dinlediğinizde, gözleriniz açıkken aldığınız zevkin aynısını alıyorsunuz. Karakterlerin görünüşünü kafanızda canlandırmak, tiyatro deneyimindeki eksiklikleri gidermenize yardımcı oluyor.

Souter burada dikkatini karakterler üzerine değil; zekice verilmiş cevaplara, hazırcevap aşağılamalara ve ifşa edici hakaretlere odaklamış. Sahne yapımlarında karakter, en az diyalog kadar, hatta ondan daha önemlidir. Karakterlere inanamıyorsanız oyun işlemez.

Bu karakterlerin tanışma hikayesi ise absürtlükten öte: İki farklı emlakçı aynı daireyi aynı anda iki farklı kişiye kiralamayı başarmış ve ikisi de aynı anda taşınmak için gelmiş. Kıvılcımlar çakar, aşk başlar vs. Tabii, kesin öyledir.

Hangi mantıkla yapıldığını anlayamadığım bir şekilde, seyirci koltukları bu yapım için üç tarafı çevrili (Thrust) bir sahne düzenine dönüştürülmüş. Muhtemelen yönetmen Tamara Harvey ve tasarımcı Lucy Osborne, bunun alt kattaki o samimi atmosferi sahneye taşıyacağını umdular. Ancak Osborne'un seti her açıdan düzgün görülmeye müsait değil: Oyun üç taraflı bir sahnede olabilir ama sanki klasik bir çerçeve sahnedeymiş gibi oynanıyor. Anlaşılır gibi değil.

Ana erkek karakter Alex, biraz yalnız, huzursuz bir içe dönük, gözlüklü ve her konuda bilgili bir "geek". Eklektik koleksiyon tutkusu var: McDonalds oyuncakları, Ay'da yürüyen herkesin imzalı fotoğrafları, açılmamış Star Wars figürleri, böcekler... Canlandırabildiniz mi? Bu derece içe dönük olduğunu iddia etmesine rağmen, kendisini dövmekle tehdit eden kaba saba bir kadına karşı durup dururken cinsel becerileriyle, "İngiliz Milletler Topluluğu Oyunları standardında" seviştiğiyle övünebiliyor. Becerisi gerçek olabilir ama bununla hava atması karakterin geri kalan her şeyiyle çelişiyor.

Ana kadın karakter Juliet ise erkek koleksiyoncusu. Sadık kalma yetisinden yoksun gibi görünüyor; erkek arkadaşının en yakın arkadaşıyla, adamın düğün gününde yattığı için evsiz kalmış ve Alex'in tuttuğu daireye yerleşmek zorunda kalmış. Titiz ve içe dönük bir adam için ideal sevgili adayı (!) olsa gerek; tabii ancak paralel bir evrende.

Bu pek de inandırıcı olmayan karakterler, bir süre laf dalaşıyla atışıp sonra daha da inanılmaz bir şekilde yatağa giriyorlar. Bu durum tuhaf olduğu kadar sıradan bir işlenişe sahip.

Tamamen dürüst olmak gerekirse, diyalogların bir kısmı gülümsetiyor, bazen de kahkaha attırıyor. Ancak genel deneyim sıkıcı, tahmin edilebilir (özellikle ikinci perdedeki "sürpriz") ve arada bir karşımıza çıkan iyi kurgulanmış cümleler bu yapımı kurtarmaya yetmiyor.

Boşa harcayacak iki saatiniz varsa bu yapımı izlemeye değer kılan tek şey performanslar. Shaun Evans oyunculuk yeteneğini konuşturuyor; Alex karakterine kattığı derinlik, detaylar ve cazibe büyüleyici. Her jesti, gözlüğünü düzeltişi, kazağını çekiştirmesi, gerginliği azaltmak için duraksadığı anlar... Hepsi birleşince, inanılmaz bir dünyada ayakta kalmaya çalışan tamamen inandırıcı bir karakter ortaya çıkıyor.

Evans, özellikle yan karakterler Luke ve Amanda ile olan sahnelerinde çok iyi. Leo Starr, rahatsızlanan Luke Neal'ın yerine geçtiği Luke rolünde, Juliet tarafından hırpalanan o "iyi çocuk" imajını harika veriyor. Evans ve Starr, ilk kez tanışan ve ortak bir noktada buluşan iki erkeğin o mesafeli ama samimi bağını zahmetsizce kuruyorlar.

Bathsheba Piepe ise ikinci perdedeki gizemli davetsiz misafir rolüyle daha zor bir görev üstleniyor. İlk profesyonel sahne deneyiminde Piepe, ferahlatıcı ve etkileyici bir performans sunuyor. Görünüşünün nedeni açıklandığında, o ana kadar yaptığı oyunculuğun ne kadar ölçülü olduğu anlaşılıyor. Evans ile aralarındaki kimya, tanışmalarını oldukça gerçekçi kılıyor.

Ana kadın karaktere Juliet ismini vermek Souter'ın bir zeka pırıltısı (!) olsa gerek; çünkü karakter Shakespeare'in kahramanıyla taban tabana zıt. Kaprisli, bencil, kulak tırmalayacak kadar tiz sesli, zalim ve iğneleyici... Bu Juliet dışarıdan muhteşem görünüyor ama içi tam bir felaket. Yetenekli oyuncu Miranda Raison bu karikatürü canlandırmak için elinden geleni yapsa da işi çok zor. İkinci perdede elinden gelenin en iyisini yapıyor ve çoğu zaman materyali olduğundan daha kaliteli göstermeyi başarıyor.

Ancak en ciddi eksiklik, özellikle birinci perdede Raison ve Evans arasındaki cinsel kimyanın sıfır olması. Arzu ve aşka dayalı yetişkin bir ilişkiyi bırakın, okul bahçesindeki bir arkadaşlık seviyesini bile zor yakalıyorlar. Bu durum her şeyden çok metinden kaynaklanıyor ama oyunun başarısını temelden sarsıyor.

Oyunun merkezindeki "aşkın" verdiği alt mesaj şu: İnsanlar partnerlerini mutlu etmek için kendilerini kendileri yapan her şeyi çöpe atmaya veya değiştirmeye razı olmalıdır. Bu mesaj, anlaşılmaz olduğu kadar şaşırtıcı da.

Hello/Goodbye bir oyun olarak, özellikle de bir romantik komedi olarak hayal kırıklığı yaratıyor. Evans ve Raison, başta Evans olmak üzere ellerinden geleni yapsalar da Tamara Harvey yönetimindeki çabaları, metnin doğasındaki sorunları aşmaya yetmiyor.

Hiç romantik değil ve pek de komik sayılmaz.

Hello/Goodbye, 28 Şubat 2015 tarihine kadar Hampstead Theatre'da izlenebilir.

Bu haberi paylaşın:

Bu haberi paylaşın:

Get the best of British theatre straight to your inbox

Be first to the best tickets, exclusive offers, and the latest West End news.

You can unsubscribe at any time. Privacy policy

FOLLOW US