Since 1999

Trusted News & Reviews

26

years

best of british theatre

Official tickets

Pick your seats

Since 1999

Trusted News & Reviews

26

years

best of british theatre

Official tickets

Pick your seats

  • Since 1999

    Trusted News & Reviews

  • 26

    years

    best of british theatre

  • Official tickets

  • Pick your seats

HABERLER

ELEŞTİRİ: The Past Is A Tattooed Sailor, Old Red Lion Tiyatrosu ✭✭✭

Yayınlanma tarihi:

Yazan:

alexaterry

Share

The Past Is A Tattooed Sailor

Old Red Lion Tiyatrosu

6 Ağustos 2016

3 Yıldız

ŞİMDİ REZERVASYON YAPIN Simon Blow'un otobiyografik oyunu ‘The Past is a Tattooed Sailor’, Jeffrey Mayhew tarafından yönetilen; gençlik, sınıf ve zamanın bir izbarço bağıyla birbirine bağlandığı, nostalji şamandırasına demirlemiş bir hikaye. Blow süreci şöyle anlatıyor: “Karmaşık bir çocukluğum oldu. Anne ve babamı, beraberinde de mirasımı çok erken yaşta kaybettim... Büyük amcam Stephen Tennant ile tanıştığımda, çoktan yok olup gitmiş o 'ev' hissine kavuştuğumu hissettim. Onun egzotik geçmişini, sanki o anları hala yaşıyormuşçasına ondan dinledim; tıpkı bu oyunun gözler önüne serdiği gibi.

Jojo Macari, bir oksimoronun ortasında (üst sınıf ama yoksul) yaşayan genç Joshua rolünde empati uyandıran bir performans sergiliyor. Joshua, inşaat işçisi erkek arkadaşı Damien (Denholm Spurr) ile birlikte sınıf engellerinden kurtulmaya ve hayatlarını iyileştirmeye çalışıyor. Çocukluğu boyunca bir aile birliği görmemiş olan ve hala sancılı aile meselelerinin hayaletleriyle boğuşan Joshua, çaresi olmayan bir eksantriklikle yaşayan, kibri elden bırakmayan ama artık sadece hizmetçileri ve anılarıyla baş başa yatalak bir adam olan büyük amcası Napier'ı (Bernard O’Sullivan) ziyaret eder. Napier, oyun boyunca geçmişin rüyalarına dalıp gidiyor; Siegfried Sassoon ve Virginia Woolf ile geçen günlerini, Igor Stravinsky eşliğinde dans ettiği zamanları anlatıyor. Ancak geçmişteki o dinç halinin hayali (Nick Finegan) yaşlı ve bitkin bedenini ziyaret ettiğinde, Napier ölüm korkusuyla sarsılıyor ve gençliğini korumak için çaresiz bir arzuya kapılıyor. Joshua ve amcası arasındaki bağ güçlenirken, Damien beklenen miras fikrini körüklüyor; buna karşı çıkan tek kişi ise Joshua’nın varlıklı kuzeni Patrick (John Rayment) oluyor.

Metin, bana kalırsa Oscar Wilde ve Dorian Gray'in Portresi'nden esintiler taşıyor; izlerken bu hikayenin harika bir roman olabileceğini düşündüm. Bazı sahnelerdeki akıcı ve ustalıklı diyaloglara rağmen, metin yer yer biraz sıkışık ve kesik kesik hissettiriyor. Ayrıca karakterler arasındaki kimi yakınlıkların yapay durduğu anlar, hikayenin bütünlüğünde ufak kopukluklar yaratıyor. Buna rağmen, özellikle "tanatofobi" (ölüm korkusu) üzerine yapılan tartışmalarla hikaye oldukça ilgi çekici ve evrensel bir yerden bağ kuruyor. Gençliğimizden kopmuş olma hissi, tıpkı Napier Amca gibi bizler için de sarsıcı olabilir; korunması mümkün olmayan o kaçınılmaz sonu geciktirmeye çalışırken kendimizi bulabiliyoruz. Nihayetinde, hiçbirimiz birer meyve reçeli değiliz; sonsuza dek aynı tazelikte kalamayız.

Nick Finegan’ın canlandırdığı genç ve romantik Napier, karakterin yaşlı haliyle harika bir uyum sergiliyor. Denholm Spurr ise hem uyanık Londra çocuğu Damien hem de Fransız denizci Jean Baptiste rollerine kendini tamamen adamış. Yaşlı Napier Amca’nın geçmiş yad edişleri ve o çaresiz iltifat beklentileri, Bernard O’Sullivan tarafından samimi bir duygusallık ve mizahla sunuluyor. Geçmişin canlı tozları arasında gençliğini muhafaza edecek fiziksel nesnelere tutunma çabası, ‘geçmişe karşı bugün’ mücadelesi zaman zaman oldukça dokunaklı hale geliyor.

Napier karakteri sadece O’Sullivan’ın performansıyla değil, Rosie Mayhew’un sahne tasarımıyla da canlanıyor. Karakterin kaprisli kişiliği; pembe desenli duvar kağıtları, rüküş bir avize ve zebra desenli halıyla döşenmiş yatak odasında hayat buluyor. Paravanların üzerindeki denizci çizimleri sanki Napier’ın gündüz düşlerinden fırlamış gibi; gümüş ışıltılı örtüler ve beyaz dantel battaniyeler şezlongu süslerken, Napier nostaljik monologları arasında pastel renkli şifon eşarplarıyla oynuyor.

‘The Past is a Tattooed Sailor’, ciddi meseleler ile nükteli yorumlar arasında castsın enerjisiyle beslenen güzel bir denge kuruyor. O’Sullivan’ın Napier Amca performansı beni dedemle geçirdiğim zamanlara, elinde çay bardağı ve çenesinde bisküvi kırıntılarıyla Albert Finney’nin pantolonuna nasıl sahip olduğunu anlattığı günlere götürdü. Hepimizin değer verdiği anıları ve olmayı sevdiği eski versiyonları vardır; Napier, Marsilya’yı ve o dövmeli denizcileri özlemle ararken, onun içsel bir huzur bulmasını yürekten istedim. Oyun ilerledikçe hikayelerini daha çok dinleme arzusu uyandırdı. Finalde her ne kadar Napier Amca’ya sevgiyle sarılmak istesem de, oyunun bazı kısımları daha vurucu olabilirdi. Oyun tarzınıza hitap etsin ya da etmesin, bir sözün tutulduğu aşikar: Blow’un amcası Old Red Lion Tiyatrosu'nda yaşamaya devam ediyor. Blow’un da dediği gibi: “Onun bir zamanlar benden istediği şeyi yaptım: 'Gittiğimde beni unutmayacağına söz ver.'” ‘The Past is a Tattooed Sailor’, 27 Ağustos 2016 tarihine kadar Old Red Lion Tiyatrosu'nda sahnelenecek.

THE PAST IS A TATTOOED SAILOR İÇİN ŞİMDİ REZERVASYON YAPIN

Bu haberi paylaşın:

Bu haberi paylaşın:

Get the best of British theatre straight to your inbox

Be first to the best tickets, exclusive offers, and the latest West End news.

You can unsubscribe at any time. Privacy policy

FOLLOW US